Ana içeriğe atla

 

BİLYONER.COM

 

Serra Elçi; “Nefes, bir başlangıç ve bitişin simgesi…”

Serra Elçi;
“Nefes, bir başlangıç ve bitişin simgesi…”


Dünya çapında başarıları olan, onlarca uzmandan eğitimler alan Yaşam
Stratejisti Serra Elçi, ülkemizde çok sayıda kişiye doğru nefes teknikleriyle
ilgili eğitimler verdi. Duygu, düşünce ve bedenimizdeki negatifliğin ancak
doğru nefesle atılacağını söyleyen Serra Hanım “Bugün de profesyonel
olarak yaptığım şey size kendi cennetinizi yaratabilmek için kim
olduğunuzu hatırlatmak.” diyor. Serra Elçi ile nefesin hayatımızdaki
öneminden, kendimize belirlediğimiz limitlere, mutlu yaşamdan sanata
kadar birçok konuyu ele aldığımız keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Serra Elçi kimdir? Bize kendinizden bahsedir misiniz?
1974 yılının Mayıs ayında dünyaya geldim. Kendilerini, hayatı ve birbirlerini deli gibi
seven bir çiftin kendini adadığı üç çocuktan biriyim. Mutlu olmayı öğrenerek ve şanslı
olduğumuza şükrederek yetiştirildik. İlkokul, ortaokul ve lise hayatımı Şişli Terakki
Lisesi’nde tamamladım. Çok çalışkan ve başarılı bir öğrenciydim. Teşekkür aldığında
takdir alamadı diye ağlayanlardandım. Boğaziçi Üniversitesi mezunuyum. Uzun yıllar
New York’ta yaşadım. Başta Mentorluk, Nefes ve Yaşam Koçluğu, Duygusal Zeka
Koçluğu, Beyin Profilleri, İnsan Tasarımı Analizi, Meditasyon olmak üzere yurtiçinde
ve yurtdışında çok sayıda eğitime katıldım. Kendimi bildim bileli öğretilen dogmalarla
yetinmemiş, sorgulayan, araştıran ve çok okuyan bir yapıya sahibimdir. Şu an evli ve
üç çocuk annesiyim. 


Mesleğinizi seçmede etkili olan faktörler neler oldu? 
Ben mi mesleği seçtim meslek mi beni seçti orası biraz karışık :) Olmaya geldiğin
insanı olabilmek özellikle de günümüz insanı için büyük bir lüks. İnatçı ya da kararlı
olduğumdan dolayı değil; benim açımdan aksi söz konusu olmadığı için alternatif bir
yol oluşmadı. Yapmak için doğduğum işi yapabildiğim için şanslı olduğumu biliyorum.

16 yaşımda başladığım ve kendimi adadığım bu yolda şunu idrak ettim ki aydınlanmış
bilinçlerin uyandığı tek bir gerçek var, o da başkaları yanarken sizin öylece
oturamayacağınız. Sizin daha iyi olduğunuz daha iyi hissettiğiniz her an herkes iyi
olsun iyi hissetsin istiyorsunuz. Bir yaşam stratejisti olarak eğitimimin alt tabanını
koçluk oluşturuyor ve ben koçluğun, duruşu itibarı ile çok kutsal bir meslek olduğuna
inanıyorum. Birçok yapının aksine kişinin gücünü yine kişiye teslim eden, onun
cevaplarını ona bulduran kadim bir öğreti gibi. İlahi adalet diye göklerde aradığımız
şey aslında hayatın her alanında ve tüm yaratımda mevcut. Dolayısı ile söz
konusu olduğunda aslına bakarsanız kimsenin kimseye öğreteceği bir şey yok. Ben,
unutmuş oldukları gerçek kimliklerini hatırlatmak adına kanal görevi görüyorum. Her
zaman dediğim gibi; kılavuz olmaksa amaç yanmak pahasına ışık olmakla
avunuyorum. 
 

Serra Elçi


Nefesin hayatımızdaki önemi nedir? Bu konuda neler söyleyebilirsiniz? 
Aldığımız ilk nefesle geldiğimiz bu dünyadan son nefesle göçüp gidiyoruz. Nefes, bir
başlangıç ve bitişin simgesi bana göre, sizce de öyle değil mi? Gezegen ebadındaki bu
okulda, başlayan ve biten varoluşumuzun hikayesini aldığımız nefes ile yazıyoruz
sanki... Hepimiz dünyaya doğal bir nefese sahip olarak geliyoruz. Ardından, içine
doğduğumuz aile, yaş aldığımız topraklar, ait olduğumuz kültür gibi birçok dış etkenle
yoğruluyoruz. İki yaşına geldiğimizde, ego bilincinin oluşması ile ortaya çıkan “ben”
algısı “Bu dünyada biz de varız.” dedirtiyor bize. Kendi tercihlerimizi yapar, kendi
kararlarımızı verir oluyoruz. Bu algı ile şekillenen ego bilinci nelere tutunmak
istediğimizi nelerden kaçmak istediğimizi belirlemeye başlıyor. Zaten bu şekilde
bütünün içinde birbirinden farklı bireyler haline gelmiyor muyuz?

Tam da burada tercihlerimize ulaşmak için nefesimize müdahale edebileceğimizi
öğreniyoruz. Örneğin korku, stres, öfke hissettiğimizde kaçmak istediğimiz bu
duygulardan ya da neşe, coşku, mutluluk hissettiğimizde tutunmak istediğimiz bu
duygulara nefesimize yaptığımız müdahalelerle ulaşabileceğimizi
keşfediyoruz. Bıraksak kusursuz bir işletim sistemi gibi çalışan vücudumuzda, hiçbir
organın ya da sistemin işleyişine karışamadığımız gibi, solunum sistemine de
karışamazken maalesef nefesimize müdahale edebiliyoruz. İşte ömür boyu bazı
duygularda kalmak, bazılarından ise kaçmak için nefesimize yaptığımız bu sık
müdahaleler, aslen doğal olan nefesimizi fonksiyonel olmayan limitleyici bir nefes
haline getiriyor. Biz önce bu konuda bir alışkanlık geliştiriyoruz ardından da limitleyici
bu nefes, bizim için bir davranış biçimi haline geliyor.  

Nefes dediğimizde solunumu değil bir davranış biçimini anlatıyoruz. Bir beyin sapı
refleksi olan solunumun mekanik ve kimyasal alt yapısının aksine nefes dediğimizde
bizi sarmalayan bir enerji alanından bahsediyoruz. Diğer bir deyişle nasıl
düşünüyorsak öyle nefes alıyor, nasıl nefes alıyorsak öyle yaşıyoruz. Bunun için de
nasıl nefes aldığımız, sağlığımızın yanı sıra tüm hayatımızı yönetiyor.

genel


Ne tür limitlerden bahsediyorsunuz? 
Limitler derken kastettiğimiz düşüncelerimizdeki, duygularımızdaki, algımızdaki
limitler. Hikayenin nasıl buraya vardığını geriye dönük izleyebilmekle beraber
kurgunun da bunu desteklediğinin bilincindeyim tabii. 

Yetişkin olma yolunda sayısız dış etkene maruz kalıyoruz. Yukarıda da saydığım gibi,
içine doğduğumuz aile, yeşerdiğimiz coğrafya, ait olduğumuz sosyal çevre, gittiğimiz
okul, kültürümüz ve en önemlisi de kültürümüzün desteklediği doğrular ile kınadığı
yanlışlar gibi bizi şekillendirmesine izin verdiğimiz dış uyaranlar var. Bizlerin ise en
büyük amacı mutlu olmak ve toplumda kabul gören, sevilen, sayılan sosyal bireyler
haline gelebilmek. Kabulü, sevgiyi ve saygıyı kendimizde aramak yerine dışarda
aradığımız için bu dış dünya uyaranlarının belirlediği doğru ve yanlışların ışığında,
özümüzden uzak sanrı benlikler yaratıyoruz. Hatta ve hatta bu sanrı benlikleri
öylesine benimsiyor, onları öylesine kendimiz zannediyoruz ki özümüzden bihaber bir
ömür geçirenlerimiz bile var. 

Hakikatten kopmuş, bu illüzyonu gerçek algılayan, yaratımdaki dualiteleri doğru
ve yanlış, iyi ve kötü olarak kategorize eden tüm bilinçler için er ya da geç yaşam bir
cehenneme dönüşüyor. Neden mi? Eksi hanesine yazdığımız, kötü dediğimiz, yanlış
dediğimiz ne varsa hepsi kaçtığımız için kabusumuz oluyor. Hayatı bütün olarak kabul
etmek yerine bir bölümünü kabul ettiğimiz, kendimize sadece bir bölümünü
yaşamaya izin verdiğimiz ya da kendimizi sadece bir bölümünü yaşamaya layık
gördüğümüz için bütünselliği bozulmuş, nakıs ve natamam bir hayat bizde de gayet
tabii eksiklik hissi yaratıyor. Kendini eksik hisseden tüm bireyler kendini bütünlemek
tamamlamak için yine çözümü dışarıda aramaya yöneliyor. Kendine eş arayan, dost
arayan hatta en çok da bunu duyuyorum ruh eşini arayan insanlar dolu çevremizde.
“Eşimiz dostumuz olmasın mı?” diyeceksiniz şimdi. Tabii ki olsun ama oldukları için
olsun ve daha da önemlisi oldukları gibi olsun. Bizi bütünlemek ya da tamamlamak
için değil. Birincisi buna muktedir değiller ve daha da önemlisi kendimizi ancak
kendimiz bütünleyebiliriz. Bu da odağımızı dış dünyamızdan iç dünyamıza çevirmekle
mümkün.

Kendine dönenleri bu yolculukta ilk karşılayanlar işte bu kalıplar oluyor. Kişiye ait tüm
“...meli” ve ”...malı”lar... Limitleyen kalıplar... Böyle evlat olmalı, böyle eş olmalı,
böyle kadın olmalı, böyle baba olmalı diyenler... Şimdi soracaksınız tabii peki ne
olmalı diye :) Cevap çok basit. Ne olmaya geldiyse o olmalı. Aksi istikamette atılan
her adım sona atılan sonsuz adımlardan biri olmaya mahkum.

Limitleyici nefes alışkanlıklarına sahip olup olmadığımızı
kendimiz anlayabilir miyiz?

Evet tabii. Gün içinde başka sebeplere yorduğunuz birçok semptom limitleyici nefes
alışkanlıklarınızdan kaynaklanıyor olabilir. Baş ağrısı, yorgunluk, kilo problemleri, aşırı
kaygılı olmak, depresyon, spor yaparken ya da merdiven çıkarken nefes nefese
kalmak. Bu ve benzeri şeyler yaşıyorsanız bir nefes analizi yaptırıp limitleyici nefes
alışkanlığınız olup olmadığına baktırmanızı öneririm.
 

genel


Peki, doğru nefes almadığımızda ne tür riskler oluşabilir? 
Bilimsel çalışmalar gösteriyor ki %90’a yakınımız, solunum kimyamızı bozacak
nitelikte dis-fonksiyonel, yani işlevsel olmayan nefes alışkanlıklarına sahip. Genellikle
yetişkinlerin deneyimlediği aşırı yorgunluk, migren, panik atak, depresyon, anksiyete,
kilo sorunları ile son dönemde çocuklarda sıkça rastladığımız dikkat dağınıklığı ve
hiperaktivite bozukluğu (DEHB) gibi iki yüzden fazla problem limitleyici nefes
alışkanlığınızdan kaynaklanıyor olabilir. 

İşinizin en sevdiğinizi yanı nedir?
İşime aşığım diyebilirim. Yeri, zamanı, günü, saati yok. Üretmek, yaşama insanlığa
katma değer sağlamak çok değerli ve anlamlı benim için. Büyük çoğunluğu benim
karşıma oturana kadar birçok şeyi denemiş oluyor. Denediğini başaramadığını
düşünmüş kafası daha da karışmış olarak geliyor. Kendi güçlerini onlara geri
vermenin, onları uyandırmanın, göz bebeklerinde umut ile onları göndermenin bana
verdiği hazzı çok az şeyden alıyorum hayatta. Onlarla aramdaki ilişkinin ulvi olduğunu
çok iyi biliyorum.

Bir Yaşam Stratejisti olarak sağlıklı ve mutlu bir yaşam için bize neler
önerirsiniz?

Mutlu bir yaşam için en büyük önerim, mutlu olma çabasından arınmak olur. Mutlu
olmak adına gösterilen bu aşırı ve yapay efor, aslında mutsuzluğumuzun en büyük
sebebi. Hayatı, bütünü olan tüm duygu ve düşüncelerle kabul etmek yerine onu
parçalara ayırıp bir bölümünü kucaklamak, bir bölümünü reddetmek suretiyle
yarattığımız, hakikatten uzak bu sanrı hayatlar mutsuzluğumuzun en temel
sebebi. Mutluluk için bir tarif verin derseniz, zihnimizi geçmiş ve gelecek
döngüsünden kurtardığımız, hakikatin sadece anda var olduğuna uyandığımız, doğru
ve yanlış, iyi ve kötü gibi nice yargıların birer hikayeden ibaret olduğunu anladığımız
bir yaşam öneririm. Coşkulu ve dengeli bir yaşam için zaman ve emek harcamayı
tavsiye ederim.  

Sanat sizin için ne ifade ediyor ?
Bana sorarsanız yaşamak başlı başına en büyük sanattır. Çünkü benim bakış açıma
göre her şey sanatın bir formu. Sanat, varoluşumuzu en içsel ifade biçimimiz. Bir
tuvalde ya da heykelde hayat bulan içimizdeki kainatın dışa vurumundan başka bir
şey değil. Tam da yaratımın öz yapısı gibi sonsuz çeşitlilikte bütünün parçaları gibi.

Sanata ne kadar ilgilisiniz?
Sanata aşık bir ailenin çocuğu olarak doğan şanslılardanım. Anneannemin eniştesi,
Dr. Ahmet Hikmet, Hoca Ali Rıza‘nın en yakın arkadaşı ve en başarılı öğrencilerinden
biriymiş. Bu büyük üstadın yağlı boyalarına aşık olarak geçti gençlik yıllarım. Sanata
duyulan aşkın genetik alt yapısı oluyor mu bilmiyorum ama ben her türüne hayranlık
besleyerek yaş aldım. 

Koleksiyonunu yaptığınız eserler var mı?
Koleksiyoner olma yolunda daha emekliyoruz diyebilirim. Ne mutlu bana ki bu konu
da benim kadar hevesli, heyecanlı ve sanata ilgi duyan biri ile evliyim. Eşim ile
programlarımızı sergileri, müzayedeleri kaçırmamak üzere revize edecek kadar takip
ederiz. Topladığımız eserler modern ağırlıkta. Burhan Doğançay, Ahmet Güneştekin,
Ergin İnan, Mustafa Ata, Devrim Erbil, Komet, Adnan Turani, Mehmet Gün, Mustafa
Ayaz, Eda Baysal en sevdiklerimiz.

Paylaş :

marıtza

 

İSPANYA

Brandandmore