Bizim Çocuklarımız ve Dayanışma Derneği Başkanı Sinem Nefesoğlu anneler günün de kızı Lal ile Elitehayat’a özel röportaj verdi. Tike Çekmeköy’ün sahibi Elitehayat’ın zarif ismi Sinem Nefesoğlu için 18 yaşına giren kızı Lara her şeyi…
1- Hayatınızın merkezi olan Lara bugün 18 yaşında. Bir anne olarak onu ilk kez kucağınıza aldığınız günle bugün arasında sizi en çok değiştiren duygu ne oldu.
Şefkat ve sorumluluk!
2- Lara için “her şeyim” diyorsunuz. Peki onu hayata hazırlarken ona mutlaka bırakmak istediğiniz hayat dersi ne oldu?
Biz ona “hayat dersi” demeyelim de kızım için hayalini kurduklarım ve dileklerim diyelim isterseniz. Çünkü deneyimlerin ya da o hayat derslerinin aktarımı olamıyor maalesef, anne bile olsanız! Bizim “her şeyimiz” olmaları onların ayrı bireyler olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Herkes kendi yaşam yolunda kendi sınavını veriyor, kendi dersini çıkarıyor; insan olmanın her halini deneyimliyor. Onlar da kendi yaşamlarını kendileri deneyimleyecekler. Bize düşen de çocuklarımızın bu öz yaşam alanına saygı göstermek ve onları desteklemek. Öncelikle bunu kabullenip içselleştirmek gerekli. Söz konusu bir “hayat dersi”yse bu sınavı öncelikle ebeveynlerin geçmesi gerekiyor. Dileğiniz ne derseniz: iç dünyasında dengeli ve huzurlu bir yetişkin olabilmesi! Huzurlu insan hem kişisel hem toplumsal açıdan başarmış insandır benim için.
3- 18 yaşına giren Lara’ya bugün sadece bir anne olarak değil, bir kadın olarak da ne söylemek isterdiniz?
Bir kadın ve bir insan olarak kendisine karşı olabildiğince anlayışlı, zarif ve şefkatli olmasını söylemek isterdim. Her fırsatta da söylüyorum zaten. Bu öz kabul sürecinin zamanla insanın dostluklarına, arkadaşlıklarına, ilişkilerine hatta dünyaya kadar sirayet edebileceğini düşünüyorum. Aynı şekilde anlayış, zerafet ve şefkatle..! Hatalar, günahlar ve sevaplar da insanlar için. Dozunu aşan suçluluk da kibir de insanı özünden, gerçekliğinden koparıyor. Başka çatışmalara, hırslara, sertliklere neden olabiliyor. Ruhsal süreçlerin gelişimini ve hatta bir noktada öz saygıyı bile yerlebir edebiliyor.
4- Anne olduktan sonra “anneler günü” sizin için nasıl bir anlam kazandı, sizde hangi duyguyu temsil ediyor?
İlk yıllarda büyük bir gurur vesilesiydi benim için. Tatmin, sevgi, şefkat, olumlu tüm duygu geçişlerinin bir yumağı. Ama zamanla yani yıllar geçtikçe anneliği de “anneler gününü ”de daha farklı yorumlamaya başladım. “Anneler günü” nün sadece evlat sahibi olan kadınlara bahşedilmiş olmasının çok büyük haksızlık olduğunu düşünüyorum. Çocuğu olsun olmasın, doğayı, canlıları şefkat ve sevgiyle kucaklayan, haksızlıklar karşısında kendi çocuğuna yapılmış gibi cansiparane baş kaldıran, kan bağı olmadığı halde toplumların acısını yüreğinde hisseden kadındır, anneler. Bu bağlamda, bütün güzel annelerin, anneler gününü en derin sevgi ve saygılarımla kutluyorum.
5- Bir annenin sevgisini tek bir cümleyle tarif etmeniz gerekseydi, hangi kelimeleri seçerdiniz?
Ebeveynlik, kişinin, geçmiş deneyimleri ve kendi çocukluğundan miras kişisel hafızasıyla harmanlanmış, çok değişkenli çok içsel bir süreç. Sevgi kavramı genel bir olumlama olarak görülse de kendi içinde başka bir dünya. Önce sevginin ne olduğu üzerine kafa yormak lazım bence. Bağlılık mı, bağımlılıklı mı, sınırsızlık mı, can vereceğim derken öldürmek, nefessiz bırakmak mı, ya da sevdiğinin nezdinde vaz geçilmez olma içgüdüsü mü, seveceğim derken onu hadım etmek mi yoksa koşulsuzluk mu, sevginin renkleri, dışavurum halleri uzar gider… Çocuklarımıza duyduğumuz sevginin derinliği tabii ki tartışılmaz. Ancak benim için sevgiden daha önemlisi, şefkat ve kabul. Şefkat ve kabul olduğunda sevgi de karşılık beklemeden en saf haliyle paralelinde geliyor.
6- Anneliğin size kattığı en büyük güç ne oldu; sizi hayatta nasıl değiştirdi?
Hayatta kalma gücü desem. Karda, kışta, boranda, iyi günde kötü günde hangi yaşta olursa olsun, o istediğinde, bana ihtiyacı olduğunda ona elimi uzatabilme arzusu.






