Azade Köker Stolon sergisinde kağıt, tel ve ışık kullanarak büyük ölçekli enstalasyonlar yaratır. Kültürel ve coğrafi sınırları aşan çalışmalarında, tarihsel ve mitolojik referanslardan günümüz meselelerine uzanan geniş bir alanda hareket eder. Köker’in yıllara yayılan üretiminde kullandığı malzemeler ağır terrakottadan narin kağıda, içi doldurulmuş bedenlerden boş kabuklara doğru bir dönüşüm geçirir. Köker’in son dönem üretimleri, ilişkilerin nasıl kurulduğu, nereye evrildiği ve bu ilişkiler aracılığıyla nelerin aktarıldığı ya da dönüştüğü gibi sorular etrafında şekillenir. Bu yollar mikro ve makro ölçeklerde, dallanmalarda ve sinir ağlarında, düşüncelerde ve kültürel geleneklerde birbirine karışır, farklı yönlere doğru uzanır. Anlamsal belirsizlikler ve kaymalar Köker’in çalışmalarını farklı yorumlara açık hale getirir. Malzemeler, biçimler ve anlamlar sürekli hareket eder; birbirleriyle değişen ve dönüşen ilişkiler kurar.
Köker serginin adını botanikten ödünç alır. “Stolon”, ana bitkiden çıkarak toprağın altına değil, yüzey boyunca yatay biçimde uzanan bir daldır. Düğümlerinden yeni kökler ve gövdeler oluşur. Stolon, yavru bitki kendi başına suya ve ışığa erişebilecek kadar gelişene dek onu besler; ardından işlevini tamamlayarak ölür. Kamış mercanları da okyanus tabanında stolon benzeri ağlar oluşturur ve bu ağlardan yeni polipler gelişir. Mercanlar gibi bitkiler de bulundukları yere kök salmış olsalar bile sınırlarının ötesine, çevrelerine doğru uzanırlar. Köker için bu yapı: paylaşım, dallanma ve yaşam kavramlarını çağrıştırır. Sergi bağların ve ilişkilerin çelişkili doğasını inceler. Bağlar bir yandan desteklerken, bir yandan da sıkıca tutunurlar. “Tutmak” sözcüğü her iki anlamı da içinde barındırır. Öte yandan, tutan ve birbirine bağlayan yapılar aynı zamanda geçirgendir: Bir ağ, düğümleri ve kesişme noktaları kadar aralarındaki boşluklardan da oluşur.
Kendini tanımlama ve cinsiyet, emek ve toplumsal bağlar, insan yaşamı ile doğanın iç içe geçmesi; tüm bunlar Azade Köker’in elli yılı aşkın süredir üretiminde tekrar tekrar ele aldığı temalar arasında yer alır. Sanatçının erken dönem terakotta heykellerinde kadın figürü yinelenen bir motif olarak karşımıza çıkar. Frau mit Schleier (Peçeli Kadın, 1978) adlı eserinde bu figür soyutlanmış bir biçimde ele alınırken, Akkordarbeiterin (Parça Başına Çalışan Kadın, 1987) toplumsal eleştiri taşıyan bir yaklaşımla şekillenir. Bu eserde kadın işçinin parçalanmış bedeni makineyi çağrıştıran unsurlarla birleşir. Heykel, Türkiye’den Batı Berlin’deki şirketlerde çalışmak üzere işe alınan kadınların karşı karşıya kaldıkları çalışma koşullarına dikkat çeker. Köker, 1990’lardan beri kağıtla çalışıp kağıdı geçirgen ve kırılgan bir deri olarak tanımlar. Buruşmuş ve katlanmış kağıt üretim sürecinin izlerini üzerinde taşır. Bedenin kendisi artık orada değildir; geriye, içini izleyicinin kendi çağrışımlarıyla doldurabileceği şeffaf ve hafif bir kabuk kalır.








